ORHAN KEMAL YAZININDA “MUCİZEVİ GÖSTERGELER”!
Edebiyat eleştirisi ve sosyolojisi için oldukça cesur bir adımdır bu.
Türk edebiyatında Ahmet Hamdi Tanpınar, Yaşar Kemal, Orhan Kemal gibi uzun zaman dilimlerinde yazınsal üretkenlikleri olmuş, toplumsal ve kültürel yapıyla edebiyat metni arasında sıcak imgelem köprüleri kurmayı başarmış yazarlar, Moretti’nin bize uzattığı anahtar kullanılarak yakından izlendiğinde, kendi eleştiri alanımızda da çoğaltıcı çalışmalar yapabiliriz.
İlk çalışmamızda Yaşar Kemal’in ilk anıt yapıtı 1955 yılı yayınlanmış İnce Memet ile 1974 ve 1975 yıllarında yayınlanmış Akçasazın Ağaları ikilemesinde (Demirciler Çarşısı Cinayeti ve Yusufçuk Yusuf) “Ağalık-Beylik” kavramlarına bakış açısında meydana gelmiş değişimi incelemiştik. İkinci çalışmada Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur (1949) ve Saatleri Ayarlama Enstitüsü (1962) yapıtlarını karşılaştırdık. “Kültürde süreklilik” kavramı açısından Anadolu’da Cumhuriyet sonrası oluşmuş değişimle Tanpınar yazınındaki evrilmeyi yan yana görünür kılmaya çalıştık.
Bu kez Orhan Kemal’in kırdan kente göç sorununu işleyen 1954 yılı yayınlanmış Bereketli Topraklar Üzerinde romanı ile kentteki köyü konu edinen, 1962 yılında yayınlanmış Gurbet Kuşları’nı karşılaştırarak toplumsal yapıdaki değişimle yazınsal bakış açısının nasıl etkileştiğini göstermeye çalışacağız
F. Moretti, Mucizevi Göstergeler’in “Büyük Tutulma” bölümünde 1. Elizabeth ve 1. James dönemlerinin trajedi çözümlemelerini yapar. Dönem trajedisini, tarihte ilk kez bir kralı yargılama hakkını kendinde bulan “kamu”nun ortaya çıkışındaki en önemli etkenlerden birisi olarak değerlendirir. Moretti’ye göre, yeni bir döneme ait devrimci düşünceleri içeriyor olmasa da, eskinin egemenliğini yitirmiş olduğu, trajedilerde belgelenir. Trajediyle mutlak egemenin her türlü etik ve rasyonel geçerliliği ortadan kalkmıştır, trajedi, kralın kutsallığını bozmuş, kellesinin uçurulmasını bile olanaklı kılmıştır.
Dönem trajedileri çağının ekonomik politik işleyişiyle içli dışlıdır. Toplumdaki evrilmeyle trajedinin biçim ve içeriğindeki değişim birbiriyle koşut gider, birbirinin nedeni ve sonucu olur… İngiliz trajedisini başlatan eser sayılan, Thomas Norton ile Thomas Sackville tarafından 1562’de yazılmış Gorboduc’ ile, Shakespeare’in 1604-1605 yıllarında yazdığı Kral Lear’in karşılaştırılması, trajediyle toplum arasındaki ilişkiyi çok iyi görüntüleme olanağı sunar. Her iki yapıt da iktidarın sonraki kuşaklara devriyle ilgili sorunsalı ana tema olarak işlemektedir. İki yapıt arasındaki önemli biçimsel ayrımlar hemen göze batar: Gorboduc’ta her perdenin başındaki kukla gösterisi ile sonundaki koro, Kral Lear’da kalkmıştır. Bu biçimsel değişim, Moretti’ye kitabının girişinde Simmel’in biçimler sosyolojisinden yararlanmış Lukacs’ın Modern Tiyatro adlı yapıtına 1911 yılında yazdığı önsözü anımsatır: “(…) Sosyolojik çözümlemenin sanat söz konusu olduğunda düştüğü en büyük hata şu: sanatsal yaratılarda sadece içerikleri önemseyip inceliyor ve bunlarla verili ekonomik ilişkileri düz bir çizgi ile birbirine bağlıyor. Oysa edebiyatta asıl toplamsal olan biçimdir… Biçim toplumsal gerçekliktir, tinin hayatına tüm canlılığıyla katılır. Dolayısıyla sadece hayat üzerinde edimde bulunan ve deneyimleri şekillendiren bir etken olarak değil, kendisi de hayatça şekillendirilen bir etken olarak işler.” Gyorgy Lukacs, Modern Tiyatro, anan Franco Moretti, Mucizevi Göstergeler, s. 19-20).
Gorboduc’taki kukla gösterisi, o perdede neler olacağını alegorik bir şekilde anlatır; koro ise perdede olanları özetler. Moretti, Gorboduc’ta, oyun sonunda silah kuşanarak aklın egemenliğini kurmaya yönelmiş aristokrasiyle özdeş gördüğü koronun ortadan kalkmış olmasını, evrensel, “daha yüksek” bir bakış açısının yitirilmiş olmasıyla açıklar. Hegel’e göre ise, Gorboduc’tan sonra koro ortadan kalkınca, “asli meselelerin hangileri olduğunu ayırt eden, sahte çatışmalara karşı uyarılarda bulunan ve sonuçları değerlendiren daha yüksek bir ahlaki farkındalık” yitirilmiştir.
Moretti, trajik yapıyı yaratan yarılma ile trajik kahramanı yaratan yarılmayı üst üste oturtarak bu ikisinin köken ortaklığına işaret etmeyi başaran tek sanatçının Shakespeare olduğunu söyler (F. Moretti, M.G. s, 81).
Orhan Kemal’in 1954 yılı yayınlanmış Bereketli Topraklar Üzerinde adlı yapıtıyla, ondan hemen sekiz yıl sonra, 1962‘de edebiyat dünyasında kendisini göstermiş Gurbet Kuşları adlı yapıtlarının karşılaştırılması, toplumsal yapıdaki hızlı değişimin edebiyat alanındaki izlerini görünür kılar. Böylesi bir tablonun kolayca gözlenebilmesinde, Orhan Kemal’in “diyalojik perspektif“ ve “sinematografik orkestralama“ya dayanan biçemsel özgünlüğünün de çok önemli bir yer tuttuğunu söyleyebiliriz.
Shakespeare trajedilerinde yer alan aristokratlar ve soylu beylerin yerini, bizim çalışmamızda kentlerin yeni konukları ve giderek yerleşikleri durumuna gelecek olan yoksul Anadolu köylüleri alacaktır.
Bereketli Topraklar’da, köylerinden Çukurova’ya giderken geçici sürelerle çalışıp köylerine ekmek parası ile ve dönemin önemli ev gereci olan gazocağı ile dönmeyi amaçlayan köylü kahramanlar yer almaktadır. Gurbet Kuşları ise, köyden kente gidip kent yaşamının bir parçası olmayı hedefleyen yeni bir zümre konu edinilmektedir.
Bereketli Topraklar’da, İflahsızın Yusuf, Köse Hasan ve Pehlivan Ali adlı üç arkadaştan ikisi gurbette ölmüş, İflahsızın Yusuf köye tek başına dönmüştür. Gurbet Kuşları’nın başkahramanı İflahsızın Memed, Yusuf’un oğlundan başkası değildir.
Her iki romanda da, toplumsal sorunlar, çalışma koşullarının zorluğu, insanlıkdışı sömürü, konu içinde işlenmekle birlikte, bir ideolojik kalıbın olay örgüsünün içine taşınması söz konusu değildir. Özgün bir yapı oluşturulmuştur… Orhan Kemal karakterleri toplumsal mücadele içinde, yazarın kendi düşüncesini savunan birer araç değil, kendileri olarak var olmayı başarmış özgün, özgür, özerk bireylerdir. Orhan Kemal karakterleri, Bahtin’in çoksesli roman temsilcisi olarak gördüğü Dostoyevski’nin karakterlerini andırırlar. En belirgin özellikleri, “kendileri gibi” olmalarıdır. Her bir karakter için ayrı görünen bir hayat vardır. Tek bir anlatıcının ürettiği tutarlı tiplemeler değildir onlar. Roman kahramanları, bir anları diğer anlarını tutmayan o bildik insanın gölgesi gibidir.
Bereketli Topraklar Üzerinde’nin üç kahramanından hastalanıp yatağa düşen Köse Hasan’a, iş güç tutmayan, işçilerden aşırdıklarıyla geçinen hırsız, haydut karakterli Hidayet’in oğlu yardımcı olur. Ayağa kalkamayan Köse Hasan’ın koluna girer, olmadı sırtına alır, pis tuvalete kadar götürür, onun iğrenç dışkısının kokusunu çeker, kıçını çuval parçasıyla temizler. Hidayet’in oğlu, işçilerin kaldığı ahırın ev sahibi, hacı geçinen faizci Köse Topal’ın hırsızlıklarının tanığıdır. Köse Topal, işçilerden para toplayıp yemek yapmakta, sonra da bu yemeği başkalarına parayla satmaktadır. Hidayet’in oğluna sus payı olarak yemek verir. Hidayet’in oğlu da kendi hakkı olan yemeği yatalak durumdaki Köse Hasan’a eliyle yedirir. Sonradan boğularak öldürülen Köse Topal’ın katili, Hidayet’in oğludur.
Aynı kahraman, daha sonra gireceği patos işindeyse işçiler adına savaşım verdiği için işine son verilen Zeynel’in yerine geçmeyi, bir tür rütbe arttırımını ise, hiç ikirciksiz kabul edecektir.
Köse Hasan’ın köyden birlikte çıktıkları arkadaşı Pehlivan Ali, olabildiğince uygunsuz iş koşulları nedeniyle hasta olup yataklara düşmüş arkadaşını el kapısında, parasız pulsuz, hasta yatağında bırakmış gitmiştir ama, ilkin kendisine yapılan Zeynel’in yerine çalışma önerisini kabul etmeyecektir. “Yiğit adamın yerinde çalışmam ben arkadaş. Yiğit ölür, namı kalır. Çalışmam ben!” diyecektir. (Bereketli Topraklar Üzerinde, s 319)
Pehlivan Ali, saf, dümdüz, kaba saba bir köylüdür. Bahtin’in Dostoyevski’nin kimi kahramanlarında bulduğu “karnaval dobralığı” en çok onda yaşam bulmuştur. Genelevde iri yapılı bu adamın kendisini seçmesinden ötürü önceleri biraz rahatsızlık duyan ufak tefek yapılı orospu, onun davranışlarından, safça konuşmalarından müthiş etkilenir. Genelevdeki diğer kadınların da hemen gözlemleyebildikleri gibi, ona “tutulur”.
Eleştirmenler, tek başına köyüne dönen Yusuf’un karakter çözümlemeleriyle Orhan Kemal romanı üzerinde değerlendirmeler yaparlar.
Berna Moran, Orhan Kemal’in Yusuf’tan yana olmakla olmamak arasında bir ikircilik geçirdiğini söylemekte (Berna Moran, Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış, 2. Cilt, s 72), Fethi Naci Yusuf’u kendiliğinden bir gelişmenin (kavgasız, uzlaşmacı, duvarcı ustalığını becermiş bir köylü) tek olumlu simgesi olarak görmektedir (Fethi Naci, On Türk Romanı, s 61). Taylan Altuğ ise Yusuf’u kendiliğinden ödün vermiş, dalkavukluk etmiş, insani yozluğa ve bireyciliğe kaymış bir kişilik olarak tanımlamaktadır. (Türkiye Defteri, Ağustos 1974, s. 39; anan: Berna Moran, agy, s 71)
Böylesine farklı, birbiriyle çelişen yargıların oluşmasından hareket ederek, roman yazarı Orhan Kemal’in, olayları kahramanlarının gözüyle, onların içselliğiyle görmeyi başardığını, çoksesli bir yapı kurmuş olduğunu söyleyebilmek çok da aykırı kaçmayacaktır. Orhan Kemal, Mihail Bahtin’in Dostoyevski romanlarından bulup çıkardığı gibi, bir “nihaileştirme“, kahramanlarında bir “evrilme“ arkasında değildir…
Orhan Kemal’in Bereketli Topraklar Üzerinde adlı yapıtındaki en önemli ayrıntılardan biri, ikinci baskıda yaptığı bir değişikliktir. Yola çıkarken şehirlilerden birer cin, tehlikeli, yoldan çıkmış yaratık olarak söz eden Yusuf, dönüşte şehirlileri birer enayi olarak görmekte, şehirliyi küçümsemektedir. Kendine güvenli bir havası vardır, böbürlenmektedir. Klasik roman yapısındaki başla son arasındaki karakter değişimi, kahraman evrilmesi, gelişme gerçekleşmiş gibidir. Kahramanın Lukácsçı, bütünlüklü bir dünya arayışı yolunda önemli bir adım atılmıştır ki, her şey altüst oluverir: Yusuf’un tanışıp birlikte çay içtiği, konuşmaya başladığı, başlangıçta Yusuf’un konuşmalarıyla eğlenen istasyon görevlisi birden öfkelenir;
“- Bana bak bana dedi. Deminden beri boyuna dinlettin. Anlattıklarını yedim belleme. Hem sana bir şey deyim mi? Köyünden de çıkmaya kulak asma.
Yusuf küçük memurun gerçek yüzüyle karşılaşınca şaşırmıştı:
- Niye?
- Şehri pislettiğiniz yeter!
- Biz mi pisletiyoruz?
- Fazla konuşma, gözü açıklığa da lüzum yok. Yallah, marş!” diyerek kovalar onu. (Bereketli Topraklar Üzerinde, s 369)
Yusuf’taki değişim üzerine kafa yoran, geride ölüsü kalmış iki arkadaşıyla ilgili anıları onun kişiliğinde saklayan okur bu sahne ile altüst olur. İkinci baskıya eklenen bu parodik söylem, Orhan Kemal’in yazınsallığı, kahramanlarının roman içindeki gelişimleriyle ilgili değerlendirmeler yapan eleştirmenlere verilmiş bir yanıt gibidir: yani, kahramanları ve karakterleri bildikleri gibi davranırlar! “Gözlemlenen kişilik değişimi”yle dalga geçilerek anlatıcının önceden belirlenmiş bir sona ulaşma kaygısı olmadığı gösterilmek istenmiştir sanki.
Gurbet Kuşları’nda dönemin siyasal çatışmaları ve politik yapısı her biri farklı birer söylem taşıyıcısı olan kahramanlar tarafından dile getirilmektedir. Kabzımal Hüseyin Korkmaz’ın fettan karısının cinsel gücünü kullanarak devlet bürokratları içinde çevirdiği işler, zamanın sonradan görme zenginlerinin Demokrat Parti ve Vatan Cephesi’ne akış hikâyesi de metin içinde yer almaktadır… Dönem politikasının en belirgin özelliği ise, “din istismarı”dır.
Bir yandan varlıklı, tüccar, aydın kesim, onlardan birilerinin kendi gösterişi için katılmaya ve ilişki kurmaya çalıştığı sanatçı dünyası, bakanlıklarda işlerin yürüme biçimi anlatılırken bir yandan da İstanbul’a ekmek ve iş için gelmiş yoksul kesimin uğradığı değişim yan yana görünür kılınmaktadır. Orhan Kemal’in çoğul bakış açısı, her kesim için adaletli tutumunu elden bırakmaz… Romanlarını, hikâyelerini yazmaktan haz duyduğu çalışan insanların, yoksul kesimin içinde de Gafur gibi, Hacı Emmi gibi yoksul emeğiyle, yoksulun bilinçsizliğiyle geçinen çarpık tipler de vardır.
Orhan Kemal biçeminin özgün yapısı gereği, anlatıcı, hangi kahraman ve karakterin yanına giderse, o kişi kendisini en geniş kimlik tanıtımıyla metne katmaktadır. Gurbet Kuşları’nın İflahsızın Memed’i vapurda ikinci mevki biletiyle gelip oturduğu birincide biletçiye yakalanmıştır. Biletçi, emekliliği yaklaşmış, evli kızı kocasından ayrılıp babasının yanına gelmiş, kendi derdi kendine yeten bir adamdır… Memed’i paylar, bağırıp çağırır… Olaya tanık olan, biletçinin öfkeli konuşmalarını, Memed’in kent şaşkını köylü saçmalamalarını dinleyen süslü bayansa, işin başka boyutundadır; “Çaptan düşmüş adamın öfkesinden ne çıkar?” demektedir (Gurbet Kuşları, s 15)
Ayşe, Gafur’a da, çevre köşklerde çalışan tüm hizmetçi kız ve kadınlara da dolanan bakkal çırağına da yüz vermemiştir… Ayşe’nin de aklı fikri evleneceği koca ayaklı erkeğin ayaklarını yıkamaktadır. Zeytinbur’nundaki Hatçe ablasının yaşamına benzeyen bir yaşam kurmak istemektedir. Koca fabrika işçiliği yapmakta, Hatçe evde çamaşır, dikiş vb ile evin geçimine katılmakta, çocuklarına bakmaktadır.
Komşu köşkün hizmetçisi Pervin ise başka bir yol seçmiştir kendine. Çalıştığı evin efendisiyle yatıp kalkmaktadır; kendisine ev açtırmak niyetindedir. Orhan Kemal’in karakterlerinde kaba ve ortalama bir “sınıf tavrı” görülmez. Her sınıfın, her zümrenin her bireyinin kendine özgü bir tutumu vardır. Bereketli Topraklar Üzerinde”nin kahramanı İflahsızın Yusuf ile oğlu Memed çok farklı düşünce yapısındadırlar. Her ikisi de İstanbul koşullarında karşı karşıya gelince farklı yaşam tarzlarına evrilecekler, birbiriyle çelişik dünya görüşü sahibi olacaklardır. Bu farklılığın kültürel arka planında geniş yeniden üretim biçiminin yol açtığı “Gündelikçi iş” ile “seryame” arasındaki çelişki yer alır. Bir kuşak farkı ve sekiz yıllık toplumsal süreç, iki ayrı karakter yapılandırmıştır.
Bereketli Topraklar Üzerinde’nin kent toplumu karşısında belli ölçüde şaşkın, karşılaştıkları zor koşulları aşabilmek için bir ortak eylem ve etkinlik düşüncesinden çok uzak olan köylülerinin yerini Gurbet Kuşları’nda karşısındaki sistemi çözmeye başlamış, haksızlıklar ve sömürüye karşı bir direniş bilinci geliştirmeye başarmış daha farklı karakterler ortaya çıkmıştır. İlk romanda kahraman ve karakterlerin davranışlarında etkili olmayan politik yapı, ikincisinde belirgin bir duruma gelmiştir. Sistemdeki farklı çıkar gruplarını bir arada tutan, sınıflara ait “ortak akıl“ ortaya çıkmıştır. Gurbet Kuşları’nda da sahne alan Bereketli Topraklar Üzerinde’nin İflahsızın Yusuf’u patronu ve köylüsü kabzımal Hüseyin Korkmaz’ı velinimet olarak görmektedir. Bu doğrultuda Demokrat Parti’nin Vatan Cephesi’ne üye olma önerisini de severek kabul etmiştir. İflahsızın Yusuf, kabzımalın yanında çalışan ve oğlu Memled’e romanın başında çok ters davranmış, ona yardımcı olmamış köylüleri Gafur’un dalaverelerini görmezden gelmekte, kendi öz kızına dolanmasına bile göz yummaktadır. İflahsızın Yusuf’u Bereketli Topraklar Üzerinde’den Gurbet Kuşları’na aktarılmış, oraya atanmış bir karakter olarak okuyabilmek mümkündür…
Yusuf’un oğlu İflahsızın Memed ise olup biteni farklı bir bakış açısıyla değerlendirmektedir. Karşılaştığı kent toplumu içinde kendi üzerinden siyasal oyunlar oynanmasına karşı çıkmaktadır (patronunun Vatan Cephesi’ne katılma önerisini geri çevrmiş, işinden olmuştur; onun yerini babası İflahsızın Yusuf alacaktır).
İflahsızın Memed ile Hüseyin Korkmaz’ın evinde hizmetçilik yapan Ayşe evlenmişler, Zeytinburnu sırtlarında bir gecekondu yapmışlardır. Arsa ve yapı malzemeleri için büyük borçların altına girmişlerdir. Bir yandan da yıkım ekipleri için rüşvet toplanmaktadır. Yıkımcılara rüşvet verilmesine karşı çıkan öğretmenin adı “komünist”e çıkarılmıştır. Konduculardan birçoğu öğretmen için “dinsiz, imansız komünist” diye konuşmaktadır.
Memedi büyük bir hınçla izlemekte olan köylüsü Gafur gecekondunun yerini öğrenir. Yıkım ekipleri Memed’in gecekondusunu yıkarlar. Yıkımcıların arasında bulunan Gafur, Ayşe’nin gözünden kaçmamıştır. Ağlamakta olan Memed’in omzundan tutup çeker. “Kalk lan kalk. Gene yaparık, yenisini yaparık!” der. Roman bu tümce ile kapanır.
Orhan Kemal anlatıcısı, sosyalist kimliğine, kendini “Aydınlık Gerçekçi” olduğuna bakmaksızın, ideolojik yapısının gölgesinin metnin üzerine düşürmemeye özen göstererek yansızlığını elden bırakmaz, kahraman ve karakterlerine kendisiyle eşit haklarda, aynı düzlemde söz hakkı tanır. Güçlü “diyalojik yapı” ve sunulan “orkestralama” ile sekiz on yıllık bir süreçte Anadolu’da yaşanan gerçeklik farklı bir estetik kurulumla yazınsal alana aktarılmış olur.
Kaynakça
Orhan Kemal, Bereketli Topraklar Üzerinde, Remzi Kitabevi, 4. Baskı, 1975,
Orhan Kemal, Gurbet Kuşları, Gurbet Kuşları, 9. Basım, Everest Yayınları 2010,
Franco Moretti, Mucizevi Göstergeler, Çeviren Zeynep Altıok, Metis Eleştiri, 1. Basım, Aralık 2005,
Mihail Bahtin, Dostoyevski Poetikasının Sorunları, Çev.: Cem Soydemir, Metis Eleştiri, İstanbul 2004
Berna Moran, Türk Romanına Eleştirel Bir bakış, 2. Cilt, s. 159
Hilmi Yavuz, Roman Kavramı ve Türk Romanı, Bilgi Yayınevi, 1974, s. 53
ALPER AKÇAM, Ankara, 31.12.2012