KAPILARDA RAFLARDA

HAYAT VE EDEBİYAT…

Hayata hakkını vererek yaşamalıyız. Çevremizdeki toplumsal burgacın ve siyaset karmaşasının bizim de bugünümüzün ve geleceğimizin en önemli gerçeği olduğunu yadsıyamayız. Orada kendi düşünen, sorgulayan ve eyleyebilen insan varlığımızla boylu boyunca yer almalıyız. Bu karmaşanın içindeki kendi benliğimiz, dışımızdaki yaşamın içimizde yol açtığı fırtınaları da anmadan, onun üzerine düşünmeden de edemeyiz. Hayata tüm olanak ve yeteneklerimizle hakkını vererek yaşarken bir yandan da, bir uzam ve zaman parçası içinde durup düşünmenin, hayatı paylaştığımız insanları kendi bakış açılarıyla anlamaya çalışmanın, onların durduğu yerden, onların baktığı aynalardan kendimize ve yaşadığımız topluma bakmanın bizi çoğaltıcı, kararlarımızda yanılgıları ve yanılsamaları azaltıcı bir katkısı olacaktır. “Öteki” olabildiğimiz, “Öteki”ni anlayabildiğimiz ölçüde kendimizle barışık olmayı, davranışlarımızda adil ve hoşgörülü kalabilmeyi başarabileceğimizi sanıyorum.

Edebiyat olmadan hayatı tüm boyutlarıyla anlayabilmenin mümkün olmadığı inancındayım. Kötülüklerin kaynağı has edebiyattan uzak kalmış, “Öteki” olmayı hiç başaramamış, kendi hırslarının ve güdülerinin duvarlarını aşamamış insanoğludur. Örgütlü kötülük, “Öteki”ni yalnızca kendisi için bir araç, bir nesne olarak görenlerin başımıza sardığı bir beladır ve o örgütlülüğü yıkabilecek tek güç, “Öteki” olabilmeyi başarabilmişlerin düşünce ve eylemlerindeki tutarlılığın, azmin, inadın ve hiç bitmeyecek bir yaşam sevincinin örgütlü davranışlarının eseri olabilir.

Çeyrek yüz yılı aşmış bir zamandır yazının her türünde var olmaya çaba gösterdim. Tarih araştırmalarından eleştirel denemelere, başkalarının yapıtlarında kurulmuş dünyaları irdelemeye, öyküye, mektuba, romana kadar her yazın biçiminde var olmaya çalıştım. Her türün kendine özgü tadını ve hazzını yaşadım. Şiirle öyküyü, eleştiriyle romanı bir arada kurmanın sonsuz ufuklarında dolaşırken kendimi sorgulamayı da ihmal etmemeliydim. Kendiliğinden gelişti kurgu; hemen tün romanlarımda metne ya kendim olarak girip bir parçası oldum, ya da bir başkasının diliyle kendimi yeniden tanımlamayı, var etmeyi sınadım.

Yaşamı acısıyla tatlısıyla, farklı boyutlarıyla kavramaya başladığım çocukluk ve ilk gençlik yıllarımın sıkça gördüğüm rüyası, kendime barınabileceğim ve kötülüklerden kaçabileceğim bir sığınak eşme, bir yamacın derinliklerine girerek hayatı orada duyacağım güven duygusuyla izlemek duygusunu yaşamaktı.

Kapılarda, bu çocukluk rüyasının yeniden kendini bugünlere taşıdığı, o psikanalitik çabanın da yer aldığı on üçüncü roman oldu.

Cuma günü Ankara’daki dostları söyleşiye ve imzaya bekliyoruz.

Gününüz aydın olsun değerli dostlar…

 

12 Kasım 2025, Alper Akçam