TARİHE SAYGI / EMEĞİN KÜLTÜRÜNE VE SEZAİ YAZICI’YA SELAM

 

Adeta, bir tarih araştırmasının nasıl yapılması gerektiğini işaret eden, bir tarih çalışmasının hiç ayrılmaması gereken nesnelliği ve adalet duygusunu hiç elden bırakmamış örnek olarak tanıtılacak bir yapıttı elimde tuttuğum... Tek tek kitapların içine girdikçe araştırmaya duyduğum saygı çoğaldı; bu büyük emek karşısında bir çeşit haset duygusu da kapladı beni... Her şeyden önce buram buram namus kokan bir çalışma… Bilimin kılavuzu olarak gerçekliğe verilen önemin her şeyi belirlediği, hiçbir ideolojik önyargının gölgesini üzerine düşürmemiş bir anıt yapıt. Sanırım, dünyanın en eski ve en muazzam antik şehri Ani ile ilgili benzersiz bir ürün olarak da anılacak…
ANİ SIRLARI adlı cildin arkasında, İtalyan Mağarabilimci, Cenova Yer Araştırmaları Merkezi Başkanı Roberto Bixio da, dört ciltlik kitapla daha ilk karşılaşmamda bende oluşan sarsılmayı paylaşmış sanki: “Sezai Yazıcı’ya karşı hayranlık ve minnettarlık karışımı bir duygu hissetmekteyim,” demiş. 
Kutluyorum Sezai Yazıcı’yı, o kahırlı emeğine, o adaleti elden bırakmamış tarih bilincine sağlık. Üç beş kütüphane karıştırması, birkaç arşiv kopyası ile manda tezeği iriliğinde tarih tezleri zortlatmaya kalkanlar için de bir ders olur umarım.
Kitabın her sayfasında çok önemli bulgularla, baş döndüren tarihi gerçekliklerle karşılaştım. Notlar alarak, derinliğine okunmayı hak eden metinler bütünlüğü. Birçok kavime, halka kucak açmış olan kutsal kitapların cennet coğrafyasında zaman zaman yükseler alevlere, despot hükümdarların yıkıcı iktidar hırslarına ve öfkelerine karşın öne çıkan öğe, kültürler kardeşliği, birlikte yaşama bilincinin ve istencinin bıraktığı o hoş duygudur… Selçuklu Şaddadi egemenliği döneminde Ani’deki bir cami duvarında yer almış, toplumsal kuralları anımsatan bir duyurunun Arapça, Farsça, Ermenice ve Gürcüce olarak yan yana yazılmış olması, Hıristiyan Kral 1. Gagik’in Müslüman gibi sarık giyinmiş heykeli, Ermeni Vardan’ın Şaddadi emiri Manuçehr’i “Tanrının lütfu bir hükümdar,” olarak tanımlaması… Birçok bölgede Farsça, Ermenice, Gürcüce epigrafların yan yana taşlara işlenmiş olması ve daha neler neler… Binlerce yıllık bir halklar, kavimler karmaşası Ani... Safavi hükümdarı Şah Abbas’ın giriştiği büyük yıkım bir kenara bırakılırsa, kavimler barış içinde, birlikte yaşamayı başarmışlar. Herkes kendi dininde ibadetini yapmış. Hükümdarlar diğer dinlerden olan kişileri dışlamamış, ibadetlerine karışmamış.
O güzel coğrafya, binlerce yıl, hem yerin altında, hem yerin üstünde onlarca kavme yurt olmuş...

Ani Sırları içinde okuru kendine çeken çok önemli imgeler yer alıyor. Bunların başında da yeraltı çalışmaları sırasında ortaya çıkmış “Gidengelmez Tüneli!” var…
Ani’nin Sırları’nda çokça adı geçen Gurciyev başlı başına çok etkileyici bir kişilik… Onun yeraltında bulup çıkardığı keşiş sığınağındaki papirüslerden öğrenmişiz M.Ö 2500 yılında Babil’de kurulmuş, M.S. VI, VII. Yüzyıllara kadar üç bin yıldan çok sürmüş Sarmung adlı ezoterik ve çok önemli bir kast akımının olduğunu… 14-20 yaşları arasında Kars’ta yaşamış Gurciyev’in kendisi de “Dördüncü Yol Öğretisi” adlı bir öğretinin kurucusu imiş… 
Tarihe ve yaşanmışlıklara büyük bir nesnellikle eğilen bu çalışmanın bir cildinin arka kapağında da Kar romanı yazarı Orhan Pamuk’tan alınmış bir iki cümlenin konmuş olması beni biraz rahatsız etmedi değil. Memleketim Kars'ı bir roman konusu yapmak için iki üç gün kalmak yetmişti ona... Nerede Sezai Yazıcı’nın on yılı aşmış emeği, nerede Orhan Pamuk'un gelip geçerken gördüklerini eğip bükerek yazdığı o romandan çok politik bir manifestoyu andırır tuhaflık... 
Tarihe saygı ile popüler kültüre selam yan yana duruyor şimdi. 
Kar romanında “Telefon idaresinin kitap ve hatıra okumaya meraklı kültürlü müdürü Recai Bey” olarak anlatıya katılmış, 1998 yılında Kar romanını yazmak için birkaç günlüğüne geldiği Kars’ta tanıştığı, birlikte Ani’yi de gezmiş oldukları anlaşılan Sezai Yazıcı’nın hatırını kıramayıp birkaç cümle yazmayı kabul etmiş olmalı Orhan Pamuk; kitabın yayımlanmış olmasına sevindiğini söylüyor. 
Beyaz Kale, Kara Kitap, Benim Adım Kırmızı, Yeni Hayat gibi çok sesli, çok severek okuduğum ve her biri hakkında ayrıntılı yazılar yazdığım kitapların yazarının Nobel Ödülü alabilmek için Kar’ı yazmaya ihtiyacı var mıydı, bilemiyorum.

Dostum Sezai Yazıcı, bir Türk araştırmacısı olarak, özellikle yabancı eleştirmenler ve Ani’yi yalnızca kendi malları, kendi tarihlerinin anıtı sayan Ermeni düşünürlerden gelebilecek tepkileri düşünerek, Orhan Pamuk’u bir tür referans olarak göstermeye çalışmış olmalı…

Umarım bu öngörüsü gerçekleşir Sezai Yazıcı’nın… Yılların emeğiyle ördüğü bu güzel yapıt kütüphanelerde hak ettiği yerini alır…
Kutluyorum sevgili dostumu; Kars ve Ani için verdiği emek için de saygıyla selamlıyorum kendisini…

 

“Ani Sırları / Seyyahların Gözünden Ani”, T. C. Kalkınma Bakanlığı ve Serhat Kalkınma Ajansı desteğiyle, Eflal Ajans Matbaacılık, Ankara 2017

 

26 Mart 2018, Alper Akçam