KURA SUYUMUZ, EKMEĞİMİZ, BALIMIZ, SÜTÜMÜZ

Bugün ise o yörede yaşayan yüz binlerce insanın ekmeği ve suyudur; balıdır, peyniridir…

Sanayileşmeye geç kalmış olan ülkemizde 1950’li yıllardan başlayarak yanlış bir seçim yapıldı. Tarımda sanayileşme yerine tarımı ve hayvancılığı yok edip montaj ve çarpık sanayileşmeye, Batı dünyasının sınırları dışına attığı çevre kirletici endüstriye yer açtık… Bu yıl dışarıdan alınan ürünlere saman da eklendi. Türkiye samanı da dışarıdan almaya başladı.

Dünya düne kadar gelecekten umutluydu, bugün çevre kirlenmesi, ozon tabakasının delinmesi, arka arkaya yaşanan doğal yıkımlar ile gelecek ürkütücü bir tablo çiziyor önümüze. Bu karanlık gelecek içinde bin iki yüz çiçekli Kuzeydoğu yaylasını kaneviçe gibi işleyen Kura sabah yıldızı gibi apaydınlık duruyor…  

Bu yöreye yapılacak en büyük kötülük, oradaki ekolojik dengenin bozulması, barajlarla, uyduruk endüstriyel kuruluşlarla yörenin kirletilmesi olacaktır. Üç kişiye iş olanağı yaratacağım derken üç yüz bin insanın yaşam kaynağı Kura ve Ardahan coğrafyası ile oynamaya kimsenin hakkı yoktur.

Yöre halkının iki yakası bu tür niyetlerin ve niyetlilerin yakasında olmalıdır.

Bize sormuyorlar kentlere arka arkaya alışveriş merkezleri açarken, üretim dışı bir tüketim çılgınlığını, asfalt yolları dolduran son model jipleri sürerken, ormanları, zeytinlikleri kesip yerine keşaneler kurarken…

Bize sormadıkları bir çılgınlıkla açtıkları yırtıkları Kura ile yamamaya kalkmasınlar…  Yörenin kurtuluşu, doğasının korunmasında, tarım ve hayvancılıkta teknolojinin kullanılmasında, üretici örgütlenmesinde, eşsiz benzersiz peynirinin, balının, etinin üretici denetimi ile ve yeterli tanıtımla pazarlanmasındadır… 

 

TARİHİME, GELENEĞİME, GELECEĞİME DOKUNMA!

Dostlarım, kardeşlerim, analar, bacılar, yaşam kavgasının kendi yurdunun yüzlerce kilometre uzağına attığı, içi memleket özlemiyle dolup taşan güzel insanlar,

Buraya yaşadığımız çağa, koşullara ve kendimize bir ayna tutmak, yüreğimizin bazı karanlık köşelerine birlikte ışık tutmak, hayatı paylaşmak, dayanışmak, yardımlaşmak ve birlikte olmanın kıvancını yaşamak için toplandık.

Bugün Kura’yı, Kür nehrini anlatacağım ben size. Gece gündüz düşlerimizde, düşlemlerinizde tüten, içinde ala gözlü balıkların yüzdüğü, yalçın kayalıklardan köpürerek akan, iki yanındaki çam ormanlarını selamlayarak Kafkasya yaylalarını oya gibi işleyen,

Keldan Ve Arap uygarlıkları arasında önemli dil ve kültür ardışıklığı, benzerlikleri bulunur. Üç bin yıl geriden gelen mitolojik ve kültürel paylaşım bugünkü Arap kültürüne kadar kesintisiz devam eder. İki dil arasındaki ortak sözcüklerden birisi de Rassas’tır. Rassas, kalay anlamına gelmektedir ve ilk uygarlıklar için çok önemli bir mineraldir. 

Hz. Ebubekir çağında Yemame çağında 70 vahiy ezbercisinin ölümü üzerine vahiylerin yazılması için peygambere kâtiplik yapmış Zeyd İbn’i Sabit-ül Ensari’ye görev verilmiş ve derlenen kitaba Kur’an adı verilmiştir.

Kur, “Maden”, Kur An Na, “Maden Dağı” demektir. Kutsal kitaplarda Cennet’in yeri tanımlanırken değerli taşların geldiği Güney Kafkasya’ya vurgu