KARNAVALCILIK LACİVERT İÇİN

Lacivert Dergi olarak, bu sayımızda edebiyat alanındaki karnavalesk anlayışı irdelemek istedik. Bu konuda, aklımıza takılan ve cevap bulmaya çalıştığımız sorular şunlar oldu:

1-Roman türü üzerinden temellenen karnavalesk bakış açısı, edebiyatta tüm türler için ve hatta tüm sanat dalları için açıklanabilir ve geçerliliği olan bir bakış açısı mıdır?

Karnavalcı bakış açısı (izninizle karnavalesk yerine karnavalcı ve karnavalcılık deyimlerini kullanacağım) edebiyatın farklı türleri için olduğu kadar, yaşamın anlam boyutlarının bilinçlice kavranabilmesi için de geçerli, geçerliden önce gerekli bir bakış açısıdır. Düşünebilen yaratık insanın düşünme yetisi ve oyuncu özelliğiyle oluşturduğu kültür, çoğul bir karakter taşır. Hem oluşum sürecinde, hem yaşamı çeşitlendirişinde değişim ve dönüşümün de ana milini oluşturan karnavalcı bakış açısı, azınlık iktidarlarının ve tekil saltanatların en korkulu rüyası olagelmiştir…

Yaşamın yazı yoluyla anlamlandırılması ve çoğaltılması gibi işlevleri de doğrudan kendi doğasında taşıyan edebiyat yapıtları ve türleri, ancak bu karnavalcı bakış açısıyla donanabildiğinde, önyargıların kullandığı bir araç olmaktan çıkacak, kendisi olma özelliğini kazanacaktır. Kuşkusuz edebiyat dışındaki sanat dallarında da mimetik olandan fantastiğe kadar uzanan bir yelpaze içinde karnavalcı bakış açısına sahip olabildiği ölçüde doğanın ve yaşamın çeşitliliğine, değişim ve dönüşüm gücüne uygun düşen bir yapıya kavuşmuş olacaktır.

 

2-Karnavalda hiyerarşik yapı, korku, saygı ve görgü kuralları askıya alınmakta, insanlar arasında özgür ve samimi bir temas kurulmaktadır. Hayatın doğal akışından bir kopuş vardır ve bu kopuş acayipliği, yabansılığı ortaya çıkarır. Edebi kaygı taşıyan eserler, karnavalın eşitlikçi, mesafesiz ve yabansı yapısını bir tehlike ve risk olarak görmekte midir?

Karnavalcı roman kuramının kendisi en derin edebi kaygının da filizlenip dal budak verdiği bir kaynak gibidir. Karnavalcı bakış açısı, monolojik dil ve tekil, resmi ve ciddi bildirimler için acayip olarak görülmüş olsa da,  asla bir yabansılık içermez. Hayatın doğal akışı acayiplikler, karşılıklı, diyalojik ve diyalektik bir ilişki içerir. Karnavalcılık da bu doğal akıştan kopuş değil, tam tersine onunla olabildiğince kucaklaşma demek olacaktır. Eşitlikçilik deyimi de karnavalcılığı anlamlandırmak için kullanılabilecek bir sözcük olmamalı; tam tersine tüm indirgemeciliğe, monolojilere, tüm kategorileştirmelere karşı bir farklılaştırma işlem ve uğraşı olarak görülmelidir…

Bahtin, Rönesans’ın temel halk kaynağı olarak gördüğü karnavalcılığın üslubu üzerine “Söylem Türleri Meselesi” adlı uzun makalesinde dilbilimsel bir yaklaşımla eğilir. “Rönesans dönemi boyunca ortaçağa ait resmi dünya imgesinin yerle bir edilmesinde ahbapça türlerin ve üslupların büyük ve olumlu bir rol oynamalarının nedeni budur. (…) Edebiyat tarihinde ahbapça tür ve üslupların önemi şimdiye değin yeterince değerlendirilememiştir. Samimi türler ve üsluplar konuşucu ile muhatabın en üst düzey içsel yakınlıklarına dayanır. (aşırı durumlarda sanki birbirlerine karışmışlar gibi). Bu derinlemesine güven atmosferinde konuşucu kendi içsel derinliklerini açığa vurur.”  (Mihail Bahtin, Söylem Türleri, s 103-104)

Ritüellerde, seyirlik köylü oyunlarında, halk anlatılarında en görünür biçimini alan karnavalcı üslubu Bahtin şöyle tanımlıyor: 

“.bağdaştırmalı, debdebeli gösteri,

 .hiyerarşi ve ayıbın ortadan kalktığı karnavalcı yaşam,

.sahnesiz, katılımlı karmaşa,

 .sıcak, karşılıklı temas,

.tuhaflık,

.uygunsuz birleşmeler,

.saygısızlık...

.karnaval kralına şaka yollu taç giydirme ve tacı alma; dünyevi otoriteyle alay edip onu küçük düşürme, kendisini yenilemeye zorlama,

.yüksek/alçak, genç/yaşlı, üst/alt, hamile olan ölü gibi ikicikli imgelerin kullanımı, giysilerin ters giyilmesi, başa geçirilen don ya da pantolon, şapka yerine tas,

.parodinin karnavalımsı doğası, her şeyi eğip büken bir aynalar sistemi..”

(M. Bahtin, Dostoyevski Poetikasının Sorunları, s 186-190.)

Bahtin’in Karnavalcılık kavramı üzerine yazdıklarını Latin kültürü üzerine yaptığı araştırmalarla tanınan Octavio Paz, Fiestacı üslupla tamamlar; dünya insanlık kültüründeki sıcak ve samimi parçalar birbirini selamlar.

“…Fiesta gerçek bir yeniden yaratılıştır. (…) Seyirci ile oyuncu yönetici ile yönetilenler arasındaki sınır kuleleri kalkar. Fiesta’ya herkes katılır ve bırakır kendini onun sarıp sarmalayan akışına. (…) Erkekler kadınlar gibi giyinir, efendiler sanki köleler, yoksullar da zenginler gibi! Askerler, rahipler ve yasalarla alay edilir. Kutsal şeyler çalınır, dinsel ayinlere küfürler savrulur.” (Octavio Paz, Yalnızlık Dolambacı, s 55-57.)

Karnavalcılıkla yabansılık ya da yabancılaşma arasında kurulan ilişki groteskin romantik yapısı üzerine öznel bir yorum katmış düşünürlerin özellikle Wolfgang Kayser ve ondan etkilenmiş Türk eleştirmenlerin yanılgılar içeren bir bakış açısının sonucu olarak kendisine yer edinmiştir. Bahtin’in Rabelais ve Dünyası adlı yapıtında Kayser eleştirisi ve groteskin bir yabancılaştırma öğesi olarak görülmesine karşı ayrıntılı bir eleştiri yer alır. Ben de Türk Romanında Karnaval adlı yapıtımda özellikle Orhan Pamuk ve Hasan Ali Toptaş yapıtlarından somut örnekler vererek onlar üzerine yazılmış yorumların değersizleştirici ve yavanlaştırıcı yaklaşımlarına değindim.

Edebiyatta yazarın konumuna gelince; yazar, karnavalcı ve çoğul bakış açısını yitirmemek için Bahtin’in “teğet duruş” dediği bir uzaklıkta konumlanmış olmalıdır. “Yabancı bir kültürü anlamaya çalışan kişi için önemli olan şey kendi yaratıcı anlamasının nesnesinin dışında konumlanmış olmasıdır; zamanda, mekânda ve kültürde.” (Mihail M. Bahtin, Söylem Türleri, Çev. Okan N. Çiftçi, Metis Yayınları, İlk Basım, Aralık 2016, s.

3-Karnavalesk anlayış, Türkiye’de ve dünyada yeterince kavranmış ve bir sanat akımı haline gelebilmiş midir? 

Karnavalcı edebiyat anlayışının kuramsal arka planı dünya edebiyatında oldukça büyük bir etki bırakmış ve Mihail Bahtin’in karnavalcılık vurgusu günümüz edebiyat kuramcılarını da derinden etkilemiştir. Çek dil bilimci Roman Jakobson’dan Milan Kundera’ya, ABDli Terry Eagleton’a kadar birçok kuramcının Bahtin ve karnavalcılığa ait birçok yazısı bulunmaktadır. Bahtin’in karnavalcı roman kuramı ve onunla özdeş bir kültür - dil incelemesi olan “Dil İncelemesinde Sosyolojik Yöntemin Temel Sorunları – Voloşinov imzası, Marksizmm ve Dil Felsefesi adı ile yayımlanmış, Bahtin’in de içinde bulunduğu bir ekip çalışmasının ürünü olsa da Jakobson tarafından asli yazarın Bahtin olduğu vurgulanır- adlı yapıtın Fransızca çevirisine yazdığı bir yazısında Roman Jakobson şöyle der: “Bahtin’in gözde kahramanı Dostoyevski’dir. Bahtin’in Dostoyevski hakkında yaptığı tanım, aynı zamanda kâşife özgü bilimsel yöntembilime en uygun düşen niteliktir: ‘Kâşife hiçbir şey tamamlanmış gelmez; kesin birn tanım bulunacağına ilişkin en küçük bir yanılsamaya bile olanak tanımaz, her sorun açık uçlu olarak kalır.’ Bahtin’e  göre, dilin yapısı içindeki bütün temel kavramlar ayrıştırılamaz ve dayanışık çiftlerden oluşmuş sarsılmaz bir dizge ortaya koyar: Değerini bilme ve anlama, biliş ve değiş tokuş, ister sözcelenmiş olsun, isterse içsel halde kalan diyalog ve monolog gösteren, gönderen ve gönderilen arasındaki konuşma tarzı; anlam içeren her gösterge ve göstergeye bağlı olan her anlamlama, özdeşlik ve değişkenlik, tümel ve tikel, toplumsal ve bireysel, bağdaşırlık ve bölünebilirlik, sözceleme ve sözcelem.”

Roman Jakobsun, Marksizm ve Dil Felfesesi önsözü, Çev. Mehmet Küçük (İngilizceden), Nami Başer (Fransızca’dan), Ayrıntı Yayınları, s. 31

 

Karnavalcılık hayatın ve edebiyatın kendi doğal akışları içinde kendiliğinden oluşmuş bir tarzdır; yazar bilinci onu hayatın içinden, halkın yaşam biçiminden süzüp çıkarmıştır. Sonradan oluşmuş bir bilinçle, salt kurgulanmış bir yöntem olarak görülmesi gerçeğin kurama oturtulması gibi bir zorlama çabayı içerecektir. İlk somut ürününü Homeros’ta görmüş olsak da (Onur Bilge Kula, Hegel Estetiği ve Edebiyat Kuramı, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, Şubat 2011, Sayfa 18: Yunan tanrılarının grotesk hayatını Hegel eleştirmektedir). “Örneğin Homer’in tanrıların geziye çıkarak ‘kusursuz Etiyopyalılarla on iki gün boyunca yiyip içip eğlendikleri’ biçimindeki anlatısı ‘yazıncının fantezisinin zavallı bir uydurması’ olarak görülebilir. (…) Daha sonda Kronos yuttuğu bütün çocukları, kızlarıyla birlikte Poseidon’u kusarak çıkarmıştır…” (O. Bilge Kula, agy, s 18) 

Karnavalcı yazın anlayışı Erasmus’tan ve Rabelais’ten başlayarak metinlerarası bir zincir oluşturarak günümüze kadar akıp gelmiştir; çoğulcu edebiyatın hayatla birlikte vurmayı nabzını, ana damarını oluşturmuştur.

Karnavalcılık anlayışının ve Bahtin adının ülkemizde yleterince kavranabilmiş ve anlaşılabsilmiş olduğu inancında değilim. Tersine, paradoksal bir anlayışın egemen olduğu inancındayım.

Mihail Bahtin’in bence kültür-dil ve edebiyat alanında anahtar sembolüyle adlandırabileceğim adını öğrendiği Yıldız Ecevit’in hem Bahtin’e ve karnavalcı romana olan övgüsü, hem de edebiyat anlayışı Bahtin ve Karnavalcı Roman kuramı ile tam tersi bir doğrultudadır. Bahtin çoğulcu, çoksesli roman ve karnavalcılık anlaışı ile bir “hakikat sınımacılığı” sağlandı inancında iken Yıldız Ecevit modern ve pobtmadorn zamlmanı gerçekliğin yitimine doğru giden bir araç gibi görmektedir. “Rönesans’ta ‘tüm dünya’ gerçek ve yoğunlaştırılmış bir bütüne sıkıştırılmaya başladı. (…) Coğrafi dünyanın neredeyse tamamıyla kurulan büyük bir hızla gitgide artan gerçek somut (önce ekonomik, ardından kültürel) temas ve doğanın karmaşık güçleri (bu güçlerin yaşama geçirilmelerinin görünür etkisi) ile kurulan teknik temas bu somutlaştırma ve görünürleştirmede  en büyük rolü oynamıştır.” (M. Bahtin; Söylem Türleri, s 53)

4-Söz konusu yaklaşımın, Türkiye ve dünyadaki önemli örnek eserleri nelerdir? 

Rabelais, Goethe, Shakespeare, Dostoyevski,

Hasan Ali Toptaş, Latife Tekin, Orhan Pamuk, Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Adalet Ağaoğlu, İhsan Oktay Anar, Mine Söğüt, Oğuz Atay, Leyla Erbil, Bilge Karasu ve özellikle Köy Enstitülü yazarlar

5-Yaklaşım, herhangi bir ideolojik yapılanmaya yaslanmış mıdır?

6- Bakhtin’e göre, “dilin diyalojik ve çoksesliliğinin en açık örneğini Ortaçağ’ın baskıcı, uhrevi ve tek biçimli yaşam anlayışının askıya alındığı karnavallarda görmek mümkündür.” Karnavalesk bakış, özündeki kavramlar üzerinden, sanatta da doğallık, eşitlikçilik, çok seslilik ve özgürlükçü bir anlayış yaratabilmiş midir? 

7-Karnavalesk anlayış, edebiyatın beslendiği kaynaklarda bir farklılık yaratmış mıdır (doğal, geleneksel, yerel gibi)?

Bahtin’in karnavalcı roman ve üslup anlayışı edebiyatçılar için yeni farkındalıklar yaratmış olmanın dışında kendisinden önce yazılmış edebiyat yapıtlarındaki derinliğin de yeterince görülebilmesine olanak sağlayan bir anahtar sunmuştur. “Yazarların yaratıcılıklarına önemli katkıda bulunan kültürün güçlü dip akıntıları (özellikle aşağı kültüre, halk kültürüne ait olanlar) keşfedilmemiş halde kalır ve bazen araştırmacıların bunlardan hiç haberi bile olmaz.” (Mihail Bahtin, Söylem Türleri, s 9)

Kendi adıma, babam Dursun Akçam’ın ve diğer Köy Enstitülü yazarların yapıtlarındaki farklı özellikleri ancak Bahtin’in yapıtlarıyla tanışmış olduktan sonra görebilmiş olduğumu her zaman ve her yerde itiraf ediyorum. Bahtin’in 21. Yüzyıl başında Türkçe’ye çevrilen yapıtlarıyla birlikte edebiyattaki kimi kategorileştirme, yavanlaştırma ve değersizleştirme ucuz çabalarının karşısına farklı bir anlayışla çıkabilmek mümkün olabilmiştir. Bu konudaki düşüncelerimi ayrıntılı bir biçimde Batı Rönesansı’nda Rabelais, Türk Edebiyatında Köy Enstitülü Yazarlar başlıklı makalemde dile getirmiştim.

Edebiyatın kendisi, doğal ya da tarihi gelişimi içinde karnavalcı yaşamı kendisine en önemli yaşam kaynağı olarak seçmişti zaten… En güçlü karnavalcı yazarlar olarak tanımlayabileceğimiz Cervantes, Dostoyevski, Rabelais, Erasmus, Goethe, Shakespeare ve dana birçok kült edebiyatçının yapıtları Bahtin’in karnavalcı kültür kavramından yüzyıllar önce kendi edebiyat dünyasına bir daha silinmeyecek bir derinlikte yazmıştır; insanlık tarihine kazınmışlardır…

Yazarların

8-Bakhtin’deki “grotesk gerçekçilik” kavramının ve Karnavalesk jest ve imgelerin, karnavalın ruhuna uygun olarak, çerçevesi çizilmiş her şeye karşı bir başkaldırı, resmi ideolojiye eleştiri taşıdığı düşüncesi hakkında neler söylenebilir?

Elbette bu konuda çok farklı sorular ortaya konabilir. Sizden isteğimiz, yukarıdaki sorular doğrultusunda bir başlıkla ya da kendi başlığınız altında, genel ya da bir eser üzerinden olmak üzere, dosyamıza bir yazınız ile katkıda bulunmanız. Dosyamızı 25 Nisan 2019’da tamamlamayı düşünüyoruz. Dosyamıza katılıp katılamayacağınızı bildirirseniz seviniriz.

Yanıtınızın olumlu olması dileğiyle, 

sevgi ve saygılarımızla…  

 

 

Kaynakça:

Mihail Bahtin, Dostoyevski Poetikasının Sorunları, Çev.: Cem Soydemir, Metis Eleştiri, İstanbul 2004 

Mihail M. Bahtin, Söylem Türleri, Çev. Okan N. Çiftçi, Metis Yayınları, İlk Basım, Aralık 2016, s.

Octavio Paz, Yalnızlık Dolambacı, Çeviren Bozkurt Güvenç, Can Yayınları 1999